Bir Otopsi Hatırası 2

Daha önce sizlere  “bir otopsi hatırası bir” başlıklı yazımda, 20 günlük kokan bir cesedin otopsisinde yaşadıklarımdan bahsetmiştim. Şimdi ise “defn-i kabir”, yani mezardan ceset çıkartıp inceleme otopsimde yaşadıklarımı anlatacağım.

 

Bundan 6 sene önce yine adada geçici görevle bulunduğum bir zamandı. İlk otopsimden bir hafta sonra yaşadığım bu otopside daha tecrübeliydim. En azından ceset kokusunu hissetmemek için burnuma vics sürmem gerektiğini biliyordum. 😃

Haftasonu jandarma otopsiyi haber verir vermez hazırlandık ve yine otopsi yollarına düştük. 🙂 Allah ‘tan bu sefer ada içindeydi mezarlık, deniz yolculuğu yapıp ıslanmadık bu sefer:). Az gittik, uz gittik, dere tepe düz gittik veeee ceseti çıkaracağımız mezarın başına geldik. Ben hemen hazırlığımı yaptım. Burnumu vics ledim. :)) hatta orada bulunanlara kolonya ikram eder gibi vics ikram ettim.. :)) çok makbule geçtiğini söylemeliyim.

<hr>

Araçtan indim ve izlemeye başladım. Yine garibim askerler mezarı kazmaya başladılar. Baya uzun sürdü. Ben de gelmişken ölülerimizin ruhuna fatiha okumayı ihmal etmedim tabiiki. Sonuçta hepimizin gideceği yer kara toprak değil mi? Sevgili dostlar.

işte böyle ölümler bir uyanıştır insanın içinde, kendini sorgulatan, ben nerdeyim? Ne yapıyorum? Niçin geldim buraya? Az düşününce bulunuyor cevabı…

Neyse biraz demogoji yeter otopsiye devam. Askerler merhumeyi mezardan çıkardılar ve hiç koku gelmedi burnuma. Tam hatırlamıyorum ama merhume gömüleli 40 gün olmuştu galiba… Kokmaması iyi oldu. Bu sefer şanslıydım, kokmayan bir otopsi keşfiydi. Kefeniyle merhumeyi cenaze aracına alıp sağlık ocağına getirdik. Doktor ve savcı bey ile incelemesini yaptı. Sonra sağlık ocağının başka bir odasında savcı bey zaptı yazdırdı.

<hr>

Bu otopsi öncekine göre daha iyiydi. Yazılınca benim işim bitti ama zavallı merhumeyi inceleme ve rapor için adli tıpa sevk ettik. Onun çekesi bitmedi.

“Mezarda bile rahat yok insana “diye boşa söylememişler.:)

 

 

Şimdi hepinizden ölülülerimizin ruhuna bir fatiha rica etsem, point almış olurum dimi? Sevabı bana da gelir. 😃😃

Sevgiyle kalın 🙂




 

Merhaba Steemit 🤗

Bugün sevgili @sudefteri ve @doctorbishop kardeşimin yorumlarına cevap yazarken içten bir yazı yazmak geldi içimden. Ne yalan söyleyeyim uzun zamandır yazı yazmak gelmiyordu içimden…

Şu an yazmaya başladım, yazıyorum 😍 bir paragraf yazmışım bile bravo bana 🤗🤗

Eveeet ne diyordum yazı yazmaktan bahsediyordum. Hala düşünüyorum. Acaba neyden bahsetsem?

Bu sıralar güzel telaşlar içindeyim biliyor musunuz? Tabiiki bir kısmınız biliyorsunuz. 😃

Minik prensesimi istemeye gelecekler. Bu yüzden hem mutlu hem hüzünlüyüm. Ne çabuk büyümüş de istemeye gelecekler benim miniğimi. 🙁Neyse hüzünlü yazmak yok. 

Siz hiç arkadaşlarınızla çay içerken keyifli bir şekilde çay bardaklarını tokuşturarak “şerefe” yaptınız mı? Bence deneyin çok güzel oluyor.

Hele sevdiğiniz kafa dengi arkadaşlarsa daha keyifli. Ben hiç alkol kullanmadığım için çay içerek bile sarhoş olabilenlerdenim diyebilirim. Zaten marifet içmeden sarhoş olabilmek değil mi? 

Resimde arkadaşlarımızdan birinin tayini çıktığı için bir yere yemeğe gitmiştik. Yani veda yemeği gibi. Çok sevdiğim bir arkadaşımdı. Arka tarafımızdaki masada bir ses sanatçısı vardı ve çok güzel şarkılar seslendirdi. Klarnet ve dümbelek ile eşlik edilince harika bir konser havasında geçti veda yemeğimiz

Şu an da sarhoş değilim ama hangi kafayla yazıyorum bilmiyorum. Yazıyorum işte spontane, plansız aklıma ne gelirse. Biraz komik olsun istiyorum yazdıklarım, saçma da olabilir değil mi? Sonuçta hepimiz insanız, hep ciddi mi yazalım. 😃😃

SEVGİLİ BİTCOİNİM 😍😃 (Cointurk Dörtlük Yarışması )

Sevgili Bitcoin

6 ay önce Steemit’e geldiğimde öğrendim adını,

@kusadasi projeleri sayesinde sürekli araştırdım diğer kripto paralardan farkını,

İlk tanıdığım koinim sen oldun benim,

Kripto paralar içinde en sevdiğim, sevgili bitcoinim.😂

 

@kusadasi nın hazırlamış olduğu bu eğlenceli yarışmaya katılmadan olmazdı. 😃Şu sıralar özel hayatımda çok yoğun olsam bile işi gücü bırakıp bu eğlenceli şiiri yazmaya başladım ve iki dakikada dökülüverdi eğlenceli dörtlüğüm.

6 ay önce steemit sayesinde tanıştığım ve o zamanlar uçuşta olan favori kripto param sevgili bitcoinim.

 

Çoğu yorumcu gibi sevgili bitcoininimin belli bir süre sonra tekrar uçuşa geçeceğini düşünüyorum. Tabiiki hislerim de bunu söylüyor. Zamanı gelince “ben demiştim” derim sizlere. (yatırım tavsiyesi değildir. 20. His tavsiyesi😂😂)

Bu kısa oldu biraz yazdıkça yazasım geliyor. Ama işler beni bekliyor, yarın misafirlerim var. Mamalar yapmam lazım.. Daha alışveriş yapmam lazım. Yoğunluğum geçince güzel enerji dolu yazılarıma devam edeceğim.

Okuduğunuz için teşekkür ederim. Kalın sağlıcakla güzel dostlar 😍

Hayat Şarkısı (Cointurk Dörtlük Projesi)

Coşkulu ya da hüzünlü bir melodidir yaşadıklarımız,

Bazen Mutluluktan coşar sesimz, haykırmak isteriz,

Bazen de hüzünden çatallaşır, boğazımıza düğümlenir,

Hayat şarkısıdır, ömrümüzdeki o ses ve sessizlik melodisi.

https://pixabay.com/tr/m%C3%BCzik-not-melodi-orange-154330/

Bu dörtlüğü kusadasi nın bugünkü projesi için yazmak istedim. İçimden bu dörtlüğü  yazmak geldi. Hayat şarkısı değil mi? hepimizin yaşadıkları, bazen hüzünlü bir melodi şeklinde bazen de coşkulu mutlu bir şarkı değil mi?

Bestecisinin kendimiz, notalarının ise yaşam şartlarının olduğu, hayat şarkımızda kimi zaman güldük, kimi zaman ağladık. Hangimizin hayatı dört dörtlük oldu? Dört dörtlük olsaydı, hayat olur muydu? İllaki hepimizin hayatında bazen sevinçleri bazen hüzünleri olmuştur. Kısaca hayat sevinç ve hüzünlerden ibaret değil mi?

Bir Otopsi Hatırası

Bugün sizlere mesleğe başladığım ilk günlerde yaşadığım bir anımı anlatmak istiyorum. Çoğu kişinin ilgi ile okuyacağını düşündüğüm bir meslek anısı, otopsi nedir az çok bilirsiniz, filmlerde görmüşsünüzdür, genelde adli vakalarda şaibeli ölümlerde savcılık aracılığı ile maktul yani ölen kişinin vücudunda neden öldüğünü tespit etmek için doktor eşliğinde yapılan bir incelemedir.

http://www.iha.com.tr/haber-jandarma-datca-sahilinde-ceset-topluyor-501024/

hayatımın ikinci ayında, daha çiçeği burnunda mesleğini öğrenmeye çalışan, azimli bir katiptim o sıralar, ev hanımlığından çıkıp geldiğim adliye koridorlarına çok yabancıydım. Sanık nedir? Müşteki kime denir? açıkçası hiçbirinden haberim yoktu. Aynı steemit’e geldiğim ilk günlerdeki gibi hiç birşey bilmeden başladım mesleğe. Katipliğin sadece yazmaktan ibaret olduğunu düşünen, içi pır pır olan bir katipçiktim, bundan önce iki sene özel sektörde çalışmam bana mesleğimin kıymetini daha iyi bilmem için bir tecrübe oldu diyebilirim.
Mesleğimin ikinci ayında beni geçici görevle adaya verdiler, iki ay adada yalnız kalarak görevimi idame ettirmek zorunda kaldım, çocuklarım eğitim durumlarından dolayı yanımda olamadılar. Eşim de çocuklarımın başında kalmak zorunda kaldı. Adada kaldığım iki ay boyunca savcılık katibi olarak görev yaptım, savcılık işleri biraz mahkeme işlerine göre daha farklı, otopsiler, nöbetler, infazlar, tutuklu işler, hepsi işini çok iyi takip etmeyi gerektiren önemli işler.
Adanın tek savcılık katibi bendim, benden öncekilerin tayini çıktığı için beni geçici görevle adaya almışlardı, haftasonu bile evime gidemiyordum, nöbetlere kalıyordum, benim için zor bir süreç olmuştu, o kadar şanslıydım ki daha adaya gelişimin ilk haftasonunda nöbet işi olarak otopsi haberi aldım.

http://www.kadinsite.com/karma-karikaturler/otopsi-karikaturu/

Kumburgaz’da batan bir gemideki mürettebatlardan birinin cesedi bizim karşı tarafımızda bulunan bir adanın sahiline karaya vurmuştu. Adadan adaya gemiyle geçiş yaparak olay mahalline intikal etmemiz gerekiyordu, hava hafiften rüzgarlı ve tatlı bir dalga vardı denizde. Savcı Bey, ben ve bir uzman doktor eşliğinde sahil güvenlik gemisi ile adaya geçişimiz sağlandı. Kendimi gezmeye gidiyormuş gibi hissediyordum, ama işin iç yüzü hiç de öyle değildi. Adaya geçiş sağladığımızda bizi Jandarma karşıladı ve olay mahalline götürdü. Olay mahalline bizden önce olay yeri inceleme ekibi de gitmişti, bayağı kalabalıktı, jandarmalar, polisler…  İlk defa yakından bir ölü görecektim, çok heyecanlıydım, maktulün cesedi 20 günlüktü, adanın tenha bir sahilinde karaya vurmuştu, kimbilir kaç gün denizin içinde balıklar ile haşır neşir olmuş bir cesetti, bir yandan korkuyor bir yandan da merak ediyordum, tepeden sahile cesede doğru baktım, yakınına gidemiyordum, yakından bakarsam gözümün önüne sürekli o görüntünün geleceğini biliyordum, yalnız kaldığım için bakmamalıydım, bu yüzden tepeden bakmayı tercih ettim, cesetin üstünde sadece beyaz bir şort gözüküyordu, savcı bey cesedin yanına doğru indi, ben tepede kaldım, uzaktan seyretmeye başladım, savcı bey biraz ceset ile haşır neşir olduktan sonra askerlere cesedi cenaze aracına taşımalarını ve inceleme için adanın morguna götürmelerini emretti.

 

Askerler bile cesedin yanına gitmek istemiyorlardı, çünkü ceset uzun süre denizde kalıp karaya vurduktan sonra güneşin altında kimbilir kaç gün kaldı ki cesedin vücudunun üstünde güneş yanıkları oluşmuştu, ben bunu savcım otopsi zaptını yazdırırken öğrendim, ama uzaktan baktığımda da cesedin üzerindeki kızarıklıklar az çok belli oluyordu, ceset bavul gibi şişmiş bir haldeydi ve bulunduğum tepeye doğru kokusu gelmeye başlamıştı, ben hayatımda böyle kötü bir koku duymamıştım. Burnuma koku geldikçe, kusasım geliyor, otopsi zaptını nasıl yazacağımı düşünüyordum. Askerler bile yanına yaklaşamıyor, çömez askerlere emir vererek cesedi taşıtmaya çalışıyorlardı. Askerler gönüllü gönülsüz kokan cesedi zar zor cenaze arabasına taşıdılar. Cami morguna getirdiler, teneşire yatırdılar cesedi, ben bunları hep uzaktan izledim çünkü 20 metre öteye kadar cesedin kokusu geliyordu, sürekli bir endişe ve üzüntü vardı içimde koku burnumdan hiç gitmiyordu, Savcı Bey zaptı yazdırmak için cami morgunun tam önüne masa ve sandalye kurdurdu askerlere, ama ben oraya gitmek istemiyordum, o kokunun içinde nasıl zabıt yazacaktım, midem bulanıyor, öğürme hissi geliyordu, ama o zaptı yazmak benim vazifemdi, kendimi sıka sıka gittim, Allah’ın bana verdiği güç ile sandalyeye oturdum ve doktorun incelemeleri ile Savcı Bey’in söylediklerini zabıta geçirdim, o anlar benim için çok zordu, mesleğimde bu tür şeyleri yaşayacağım aklıma gelmezdi, ben iki çocuğunu büyütmüş, 35 yaşından sonra meslek hayatına atılmış bir ev hanımıydım, pastalar börekler günler yapardım, bilmezdim böyle şeyleri. Küçüçük evimde herşey güllük gülüstanlıktı. Adliyelerde neler oluyor hayatta neler yaşanıyor, sadece televizyonlardan izlediğim kadarıyla biliyordum. Ama çalışma hayatı bana hayatın gerçek yüzünü görmemi sağladı.

http://www.defenceturk.net/2018/02/27/sahil-guvenlike-105-yeni-bot-alinacak/

Otopsinin bitmesi akşamı bulmuştu, hava kararmıştı, deniz yoluyla yine bulunduğumuz adaya gitmek için sahil güvenliğe haber verildi, ancak sahil güvenliğin işi çıktığından bizi yine sahil güvenliğe bağlı daha küçük bir gemi olan zodyak ile dönüşümüzü sağladılar, yolda dönüşümüz bir faciaydı diyebilirim, denizde hafif gözüken, zodyakayken hiç hafif olmayan dalgalar kucakladı bizi, benim kucağımda laptop vardı, içindeki bilgiler çok değerli olduğu için kendimi siper ederek onun ıslanmasını engelledim, dalgalar her yerimizi ıslatıyordu, zodyaktaki askere daha yavaş gitmesi için birkaç kez uyarıda bulundum, yol boyunca dualar ederek karaya ulaştık, ama hepimiz sudan çıkmış balık gibiydik, birbirimize bakıp gülüyorduk, hem eğlenceli hem heyecanlı macera dolu bir otopsi keşfiydi. Hayatımda yaşadığım en ilginç günlerden biriydi. Bunun haricinde bir de 40 günlük bir mezar da açtık, onu da sonraki yazılarımda paylaşacağım. Kalın sağlıcakla güzel dostlar.

Ölümü Hissetmek

Hiç unutmuyorum, daha dün gibi… Aklıma geldikçe o anları tekrar tekrar yaşıyorum sanki. Ölümü ilk defa hissettiğimde daha on yaşındaydım.

http://www.kadinlarsitesi.com/wp-content/uploads/01//2008/06/Elektrik-%C3%A7arpmas%C4%B1.jpg

O gün evde yalnızdım, annem karşı komşuya misafirliğe gitmişti. apartmanın 4. katında oturuyorduk ve apartmana giriş kapısının otomatiği bozuktu. Bu yüzden aşağıdan kapı çalınca otomat çalışmadığı için balkondan aşağıya anahtar atarak kapının açılmasını sağlıyorduk. O gün kardeşim aşağıdan zili çaldı ve anahtarı atmamı istedi. Ben de anahtarı aldım ve balkondan aşağıya attım. Annem anahtarlığa bir kaç tane anahtarı ip ile birbirine bağlamış bu yüzden aşağıya attığım anahtarlık bir alt katın balkonunun ön hizasında bulunan ana elektrik hattına takılı kaldı. Kardeşim telaşlı telaşlı aşağıdan zile basmaya devam ediyordu. “ablaa kapıyı aç” diye aşağıdan sesleniyordu. Bilse ablasının ölümle burun buruna geleceğini bu kadar telaşla kapıyı açtırır mıydı? Ne demişler olacakla, öleceğin önüne geçilemezmiş. Kardeşime beklemesini anahtarı aşağıya düşürüp ona ulaştıracağımı söyledim. Anahtarı takılı kalan elektrik tellerinden düşürüp kardeşime ulaştırmam gerekiyordu. Bunun için  uzun bir sopa ve benzeri bir şey bulmalıydım. Aklıma çatı katında bulunan uzun kornişler geldi. Hemen çatıya çıkıp, alüminyum kornişi aldım ve alt komşumuza indim. Durumu izah ettim. Alt komşumuz hamileydi. Balkona çıkıp anahtarı düşürmem için balkona benimle geldi. O an ne onun ne de benim kornişin elektriği ileten bir iletken olduğu aklımıza gelmemişti. Hadi ben küçüktüm. Ama alt kat komşumuz değildi. Olacak ya işte insanın aklına bile gelmiyor böyle şeyler. Ölümü çağırmak böyle olsa gerek.

https://www.uzmantedavi.net/elektrik-carpan-kisiye-ilk-mudahale-nasil-yapilir/

Elimdeki kornişi balkon hizasında bulunan ana elektrik hattına uzattım ve takılı bulunan anahtarlığı aşağıya düşürmek için kornişi elektrik hattına doğru vurdurmaya başladım. ilk an hiç anlamadım. ama sonra bir şey olmaya başladı, elektrik kaptı beni, kornişle birlikte çekmeye başladı. kardeşim aşağıdan beni izliyordu. Anahtarı ona düşürmemi bekliyordu.Ben ise can çekişmeye başlamıştım artık. Kornişten şimşek çakar gibi ışınlar çıkmaya başladı Işınlar kornişi tuttuğum elimden vücuduma giriyordu. Kendimi ne çekebiliyor, ne bağırabiliyor, ne de hareket edebiliyordum. Aşağıda bir kalabalık oluşmuştu. “aaa kıza bakın elektrik çarpıyor” dediklerini duyabiliyordum. Ben can çekişirken onlar beni izliyorlardı. Kendimi idam sehpasındaki insan gibi hissettim o anlarda. Onların beni izlediğini görebiliyordum. Birinin beni kurtaracağını umuyordum içimden. Elektrik artık kalbime doğru ilerlemeye başlamıştı ve ben bunu artık daha net hissediyordum. Nefes alamıyordum artık. Etrafımdakileri de göremiyordum. Birinin beni kurtaracağı ümidini yitirmiştim. O an içsel konuşma yapmaya başladım kendimle, “Ölüyorum, Allah”ım acaba cennete mi gideceğim, yoksa cehenneme mi?” Ben bu  içsel konuşmayı daha on yaşında sabi bir çocukken yapıyordum. Tabiiki ölseydim, cennete gidecektim. ama yine de ölüm anını yaşarken aklıma bu soruyu sormak gelmişti. Bu anı kaç saniye ya da kaç dakika yaşadığımı hatırlamıyorum. Ama sanki çok uzun bir an gibiydi…

https://gust.com/companies/workfar-llc

Beni elektrik çarptığını anlayan alt kat komşumuz, belimdeki kemerden tutarak beni çekmeye çalışsa da kurtaramamış ve içeride oturma odasında oturan eşine haber vererek beni kurtarmasını istemişti. Allah” tan eşi bilinçli birisiydi. Oturma odasındaki tahta sandalyeyi kapmış ve kornişe doğru vurmuş. Ben o anları hatırlamıyorum. Sandalyeyi kornişe nasıl vurdu görmedim. Sadece yere doğru yığıldığımı hatırlıyorum. Yere doğru yığıldığımda nefes almaya başladım. Gözlerim ve bilincim açıktı. Karşı komşuda otururken olayı haber alan annem hemen koşmuş gelmişti. Benim yerde yattığımı görünce, benim şoka girdiğimi sanarak sandalyenin kırılan ayağını eline alıp bana vurmaya başladı. Anneme “anne dur vurma ben iyiyim” diyebildim çok şükür yoksa bir de üstüne sopa yiyecektim. Annem hemen bana sarıldı ve ağlamaya başladı. O ağlayınca benim de sinirlerim boşaldı ben de ağladım. Alt kat komşumuz arabasıyla bizi hastaneye götürdü. Hastanede bir sakinleştirici iğne vurdular.Ölümün eşiğinden dönmüştüm. Bu hatıradan geriye hafızamdan silinmeyecek bir ölüm anı ile kornişi tuttuğum sağ baş parmağımdaki elektrik çarpmasının izi kalmıştı. geriye. Halen parmağımdaki elektrik ışıınının delerek bıraktığı ize bakığımda o anları hatırlar ölümün her an olabileceğini düşünürüm.

Evet değerli dostlar siz siz olun sakın korniş ile elektrik teline dokunayım demeyin . Bilimsel olarak bizzat denedim ve gördüm. Korniş yani alüminyum harika bir iletkenmiş. Böylelikle yazım hem türkcebilim hem de edebiyat kategorisinde değerlendirmeye alınabilir.

Şu ölümlü dünyada para, mal, mülk için kimsenin kalbini kırmaya değmez, oraya götürebileceğimiz tek bir çöp bile yok. Sadece iyi ya da kötü amellerimiz var. Tek gerçek bu…. Her ölümlü ölümü tadacaktır.

Kalın sağlıcakla.

 

 

Herkese Şeker Tadında Bayramlar Dilerim…

Merhaba steemit ailesi,

[kaynak](https://www.cnnturk.com/anlamli-seker-bayrami-mesajlari-kisa-farkli-resimli-mesajlar-ve-ramazan-bayrami-kutlama-mesajlari?page=1)

Ramazan ayının bittiğinin habercisi olan şeker bayramınızı en içten dileklerimle kutlar, bu aylara, bu günlere yeniden sıhhatle sağlıkla kavuşmayı dilerim.

Günlerinin sayılı olduğu, zamanın su gibi akıp gittiği Ramazan ayı bana çok çabuk geçti. Size nasıl geçti bilmiyorum ama, ben nasıl geçtiğini hiç anlamadım desem yalan olmaz. Hep bir koşturmaca, ev, iş ve steemit derken bir baktım bayram gelmiş bile.

Heyecanla sofralarımızı hazırlayıp iftar vaktini bekledik, davulcunun sesiyle sahurlara uyandık, çok şükür güzel bir şekilde geçti Ramazan ayı. Evet yarın bayram ve bayram günü telaşlı olduğu için yazımı arefe günü yazdım. İlk bayram kutlamanız benden gelsin istedim.

Bayram demek, birlik demek, ziyaret demek, büyükleri ziyaret edip gönüllerini almak, ellerini öpmek demek. Çocukken yaşadığım bayramlar geldi aklıma. Bir hafta önce ailemle bayram alışverişine giderdik, bayramlık kıyafetlerim alınırdı. Arefe günü yatağımın baş ucuna dizerdim kıyafetlerimi ve izlerdim onları. Nasıl büyük bir heyecandı anlatamam. Bayramın yaklaşması bile büyük bir mutluluktu benim için. Günleri tek tek sayardım. Gece giyeceğim kıyafetleri düşünmekten uyuyamaz tekrar tekrar kıyafetlerime bakardım. Nasıl da mutluymuşum o günlerde…

Bayram sabahı erkenden kalkar babamın, abimin ve erkek kardeşimin bayram namazından dönüşünü beklerdik. Annemle birlikte kahvaltı hazırlar, hep birlikte kahvaltı yapardık. Kahvaltı bittikten sonra hemen o güzel kıyafetlerimi giyer, sıraya girerdim. İlk önce annem babamın elini öper, sonra abim, sonra ben, sonra da kardeşim babamın elini öperdi. Bütün aile bayramlaşırdık, annem ve babam bize bayram harçlığı verirdi. Ailecek babaanneme el öpmeye giderdik. Abim ben ve kardeşim, tanıdık akrabaların ellerini öpmek ve şeker toplamak için gezerdik.

Çocuklarım küçükken onlar da benim gibi bir bayram geçirdiler ama bayramların tadı küçükken çıkıyor galiba, şimdi onlarda da bu heyecanı göremiyorum.

Bu bayram eşim çalışmak zorunda olduğu için bizlerle olamayacak ama, çocuklarım yanımda olduğu için ilk olarak bayramda elimi öpenler de onlar olacaklar. Benim ilk gideceğim kişi çok sevdiğim abim ve ablam olan alt komşularım olacak, daha sonra biraz uzakta oturan babaannemin elini öpmeye gideceğim. Annemler memlekette oldukları için onları da telefonla arayıp bayramlarını kutlayacağım. Sonra kayınvalidemin olduğu köye gidip orada bayram ziyaretleri yapacağım. Bayramın birinci günü bu şekilde geçerken ikinci gününde de komşularımı ziyaret edeceğim. Bu arada uzakta olan akraba ve arkadaşlarımı arayarak ya da mesajlaşarak bayramlarını kutlayacağım.

Bu arada bayramlaşmak için yazımı ziyaret edenlere de önden bir şeker ve kolonyadan sonra güzel köpüklü bir kahve ve ardına baklava ikramım olsun.

Herkese şeker tadında bayramlar dilerim. Kalın sağlıcakla.