Mevlana’dan Selamlar 6. Bölüm

Herkese merhaba arkadaşlar

Mevlana serüvenimize  6. Bölüm ile kaldığımız yerden devam ediyoruz. 🤗

Şimdi Mevlana hazretlerine ve o döneme ait bazı eşyaların bulunduğu bölümü gezeceğiz.

Akıl padişahı kafesi kırdı mı, kuşların her biri bir yöne uçar. 

Hz. Mevlana

İnsan aklını kullanmaz ve düşüncesiz hareket ederse, başına olmadık işler ve dertler gelir.

 

nice insanlar gördüm içinde elbise yok,nice elbiseler gördüm içinde insan yok.

Hz. Mevlana

İnsanların dış görünüşlerine göre değerlendirmemeliyiz. Bazen dıştan iyi gözükenlerin içi kötü olabilir. Görünüş bazen n insanı yanıltır.

Pirenin ısırışından meydana gelen yanış, seni yılan soktu mu yok olur gider.

Hz. Mevlana

 İnsan  bazen yaşadığını en büyük dert sanır. Taaki derdinden daha büyük bir dert ile karşılaştığı zamana kadar.

 

Mevlana’dan Selamlar 5. Bölüm

Herkese merhaba arkadaşlar. 🤗

Mevlana gezimize kaldığımız yerden devam ediyoruz. En son ikinci bölmenin, sandukaların olduğu bölümü geziyorduk. Bu bölümün başlangıç kısmını gezdik. Şimdi yavaş yavaş Hz. Mevlana’nın sandukasının olduğu yere doğru ilerleyelim, onun güzel ve anlamlı sözlerini içimizde hissederek.

 

Sabret ki her şey hissettiğin kadar derin ve sonsuz olsun. Sabret ki her şey gönlünce olsun.

 

-Hz.Mevlana

 

Yarın yaparım deme! Bugün de dünün yarınıydı. Ne yapabildin?

 

-Hz.Mevlana

Hz. Mevlana’nın sandukasının ön kısmında ayakta duran sanduka babası Bahaeddin Veled’in sandukasının oğlunun ilim ve irfanına duyduğu saygıdan dolayı ayağa kalktığı rivayet edilir.

Mevlana şöyle demiştir: “Ömrümün özeti sadece şu üç kelimedir.”

 

“Hamdım, Piştim, Yandım.” Buna göre Mevlana Hazretleri ömrünü üç döneme ayırmıştır:

 

a) Hamlık Safhası (1207-1231): Bu dönem, doğumdan, babası Bahaeddin Veled’in vefatına kadar geçen süredir.

 

b) Pişme (Olgunlaşma) Safhası: Mevlana’nın, Seyyid Burhaneddin’in terbiyesi altında bulunduğu dönemdir.

 

c) Yanma Safhası (1244-1273): Seyyid Burhaneddin’in ardından, Mevlana’nın 1244 yılında Konya’da Şems-i Tebrizi ile buluşmasından ölünceye kadarki dönemdir

Hz Mevlana tüm dünyada gönüllerde taht kurmuş biri olarak, herkesi etkilemeyi başarmıştır.

Bugünlük de bu kadar sevgili dostlar.

Kalın sağlıcakla 🤗

Mevlana’dan Selamlar 4. Bölüm

Herkese merhaba arkadaşlar.

Benim mevlana serüvenim biraz uzun süreceğe benziyor. Umarım sizi sıkmıyorumdur. Çünkü o kadar çok fotoğraf çektim ki, bu serüven 20 bölüm rahat sürer. Daha mevlana’ nın avlusunda bulunan odaları gezeceğiz hepbirlikte 🙂

Vakit darlığından dolayı yazılarımı kısa paylaşıyorum. Hem sizi sıkmayayım dimi okurken? 🙂

Eveeet nerede kalmıştık. 🙆‍♀️Haydi gelin Mevlana’nın iç kısmını gezmeye devam edelim.

Bu resimlerde ikinci bölmenin sağ ve sol taraflarındaki evliyaların sandukalarını görmektesiniz.

Dün akıllıydım, dünyayı değiştirmek istedim;
Bugün ise bilgeyim, kendimi değiştirdim.

Hz. Mevlana

 

Hz. Mevlana’nın bu sözüyle kendini akıllı sananlar çevresini değiştirmeye uğraşırlar. Halbuki insan çevresini değil kendisini değiştirmeli.

 

Ey can, aklını başına devşir.Ölümden korkup kaçarsın ya; doğrusu sen kendinden korkmaktasın.

Hz.Mevlana

Ölümden kaçış yok. Hepimizin gideceği yer sonsuz ahiret. Bu dünya için çok uğraşıyoruz. O yüzden ölümden de korkuyoruz…

Bugünlük de bu kadar sevgili dostlar. Umarım bir gün Mevlana’yı siz de ziyaret edip o mistik havasını içinize çekersiniz. Kalın sağlıcakla.

IŞIK HUZMESİNİN GERİ YANSIMASI

 

Alya ailesine çok düşkün bir evlattı. Beş yıl önce ailesini feci bir trafik kazasında yitirdiğinden halasının yanında kalmak zorunda kalmıştı. 18 yaşındaydı ve daha çok gençti. Uzun siyah saçlı, iri badem gözlü, çok güzel bir kızdı.  Ailesi çok iyi yetiştirmişti Alya’yı. Alya’nın geleceğini garanti altına almak için küçüklüğünden bu yana bankada para biriktirmişlerdi. Alya şimdiden bir ev alıp geçimini sağlayacak zenginliğe sahipti. 18 yaşını doldurduğu için parayı çekmeye de hak kazanmıştı.

 

Halası beş sene boyunca Alya’ya şefkatle bakıp ilgilenmişti. Lise yıllarını halasının yanında geçiren Alya, çok istediği ve emek verdiği tıp fakültesini kazandı. Ailesinin onun için biriktirdiği para, fakülteyi okuması için yetiyordu. Hem de kimseye yük olmayacaktı. Ancak Alya’nın halası senelerce içtiği sigaranın kötü bir sonucu olarak amansız bir hastalık olan akciğer kanserine  yakalanmıştı. Alya onun bu durumuna çok üzülüyordu. Çünkü senelerce halası Alya’ya öz annesi gibi bakmıştı. Hatta Alya hastalanıp ateşlendiği gecelerde uyumaz Alya’ya hemşire gibi bakardı. Alya hep halasının hakkını asla ödeyemeyeceğini düşünürdü.

 

En son Alya ile halası hastaneye gittiklerinde doktor Alya’yı odasına çağırdı. Halasının durumunun iyi olmadığını ve tedaviye olumlu sonuç alamadıklarını tedavisi için gerekli şartların Almanya’da yerine getirilebileceğini, bunun için yüklü miktarda paraya ihtiyaç olduğunu, para tedarik edilmezse halasının öleceğini söyledi. Alya yıkılmıştı. Alya’nın halasından başka kimsesi yoktu. Halasının da Alya’dan başka kimsesi yoktu. Halası genç yaşta dul kalmış bir öğretmen emeklisiydi. Hiç malı mülkü de yoktu. Alya çok üzülüyordu. Hiç düşünmeden geleceği için ayrılan parayı halası için harcamaya karar verdi. Tıp fakültesini kendisi hem çalışıp hem okuyacaktı. Halasının iyileştiğini görmeyi çok istiyordu. Doktordan hemen işlemlerin yapılmasını istedi. Gerekli olan miktarı bankadan çekip doktora verdi. Ertesi gün halasını uçakla Almanya’ya gönderdi. Doktorun bir yakını Alya’nın halası ile ayrıca ilgilenip Alya’ya hergün halasının durumunu bildirecekti.

 

Alya  halasını Almanya’ya tedaviye gönderdikten sonra istanbul’da Tıp fakültesine kaydını yaptırmıştı. Ama iş bulması gerekiyordu. Alya hergün parttime çalışabileceği işlere bakıp göz gezdirirken bir iş ilanı gözüne çarptı. Günde iki saatlik bir bakıcılık işiydi. Ücret dolgundu. Hem de okuluna yakındı. Hemen verilen numarayı aradı ve randevu aldı. Ertesi gün yazan adrese iş görüşmesi için gitti. Verilen adres İstanbul’un en güzel yalılarından biriydi. Boğaza karşı harika bir manzarası vardı. Alya içinden “ben nereye geldim böyle” diye geçirdi. Yalının büyük bir bahçesi ve içerisinde birbirinden güzel güller ve çiçekler vardı. Yalının bekçisi kapıyı açtı ve Alya’yı bahçeye aldı. Alya iş görüşmesi için geldiğini söyleyince  bekçi alaylı bir tavırla baktı ve “bakalım sen kaç gün dayanacaksın bu yaşlı bunağa” diyerek Alya’yı yalının giriş kapısına kadar geçirdi. Alya çok şaşkın ve heyecanlıydı. Bu gösterişli yalıda onu neler bekliyordu merak içindeydi. Yalının giriş kapısını orta yaşlı bir hizmetçi kadın açtı ve Alya’yı bekleme odasına aldı. Yalının içi antika eşyalarla doluydu. Duvarlarda eski el yapımı tablolar bulunuyordu. Alya şaşkınlıkla etrafa göz gezdirirken hizmetçi kadın yalının sahibi olan Ayşe nineyi tekerlekli sandalye ile bekleme odasına getirdi. Ayşe nine 90 yaşında, yarı felçli, huysuz bir ihtiyardı. Henüz bunamamıştı ama çok huysuzdu. Hiç kimse ona bir saat bile dayanamıyor, hemen kaçıyorlardı. Odaya girdiğinde Alya’yı görünce gözleri dolar gibi oldu. Alya’ya sert bir ses tonuyla “bana hergün iki saat kitap okuyacaksın” dedi ve hizmetçiden kendisini odasına götürmesini istedi. Hizmetçi Ayşe nineyi odasına götürdükten sonra  Alya’ya “yarın saat ikide gel ve işe başla” dedi. Alya Ayşe ninenin bu sert tavrından hiç hoşlanmamıştı. Ama çalışıp para kazanmak zorundaydı. Bu yüzden ertesi gün denilen saatte yalıya gitti. Ayşe nineye iki saat boyunca kitap okudu. Kitap okurken huysuz ihtiyar Alya ile dalga geçer gibi ilk önce yavaş sonra hızlı bir şekilde kitap okumasını söylüyor, hızlı okuyunca da Alya’ya bağırıp hakaretler savuruyordu. Alya ihtiyarın normal olmadığını anladığından, ihtiyara sabırla “haklısınız” diyerek gülümsüyor ve kitabı okumaya devam ediyordu. Böylelikle ilk gününü geçirip eline günlük yevmiyesini almıştı bile. Bu Alya’nın hayatında kazandığı ilk paraydı. Para kazanmanın çok zor olduğunu o gün ihtiyara gösterdiği sabır sayesinde anlamıştı. Ama bu yaşlı nineyle bir bağ kurup, onu anlamak istiyordu. Ayşe nine neden bu kadar mutsuz ve öfkeliydi? Bunu çözmeliydi. Ertesi gün yalıya gittiğinde, hizmetçi kadına Ayşe ninenin neden bu kadar huysuz olduğunu sordu. Hizmetçiden; Ayşe ninenin  seneler önce tek varisi olan kızını ve torununu bir trafik kazasında kaybettiği günden bu yana durumunun bu şekilde olduğunu öğrendi. Ayşe nine hayata küsmüştü. Alya, Ayşe ninenin hikayesini duyunca çok üzüldü. Aynı dramı kendisi de yaşamıştı. Ama o hayat dolu olduğu için bu travmayı atlatmayı başarmıştı.

 

Alya, yaşlı ninenin  hayat kaynağı olmaya karar verdi. Ne olursa olsun huysuz ihtiyarı normal hayata çevirmeyi kendine görev bildi. Her gittiğinde neşe ile Ayşe nineye  sarılıp neşeli gülücükler saçıyordu. O güzel gözlerindeki enerjiyi Ayşe nineye yansıtmaya çalışıyor, Ayşe nine kızsa bile ona, alttan alarak, “pamuk şekerim” diyerek sarılıp şirinlikler yapıyordu. Gel zaman git zaman Alya huysuz ihtiyarın gerçekten yaşam kaynağı olmuştu. Bu arada Alya halasından güzel haberler alıp daha mutlu oluyor, hem eğitim hayatını, hem de Ayşe nineyle olan işlerini çok güzel yürütüyordu. Artık o huysuz ihtiyar gitmiş, yerine şen kahkahalar atan minnoş  bir nine gelmişti.

 

Ayşe nine Alya’dan o kadar memnundu ki artık onu ölen torununun yerine koyuyordu. Yanından ayrılmasını istemiyordu. Bir gün Ayşe nine Alya’ya ömür boyu yanında kalmasını istedi ve Alya, Ayşe ninenin teklifini kabul etti. Birlikte yaşamaya başladılar. Alya’dan yalıda çalışanlar da çok memnundular. Çünkü Alya sevgi dolu, pozitif enerji yayan bir ışık huzmesi gibi doğmuştu yalının içine. Huysuz ihtiyarı, mutlu bir insan haline getirmeyi sevgisiyle başarmıştı.

 

Bir sene boyunca Alya tıp fakültesinin bir senesini güzel bir şekilde geçirmiş ve halasından güzel haberler almaya devam etmişti. Ama önünde beş yılı daha vardı.

 

AYŞE NİNENİN ÖLÜMÜ

Alya, Ayşe  nineye hediye almak için alışverişe çıkmıştı. Alışverişten döndüğünde yalının  önünde bir kalabalık ile karşılaştı. Merakla “Ne oluyor burada? Neden toplandı bu kalabalık” diye sordu. Hizmetçi kadın ağlayarak “Ani bir kalp krizi sonucu Ayşe nineyi kaybettik. Başımız sağolsun”  deyince olduğu yerde dona kaldı. Ne ağlayabildi, ne konuşabildi. Dizlerinin üstüne çöktü ve oracıkta bayılıverdi. Ayşe nine ile arasında çok güzel bir bağ oluşmuştu. Ayşe nine onun pamuk şekeriydi. Tek akrabası gibiydi. Ayşe nine ölmeden önce avukatları aracılığı ile bir vasiyetname düzenleyerek tüm servetini Alya’ya bırakmıştı. Vasiyetnamenin bir örneğini de hizmetçiye vererek öldükten sonra Alya’ya vermesini vasiyet etmişti. Hizmetçi denileni yaptı ve vasiyetnamenin bir örneğini Alya’ya vererek “Artık bu evin hanımefendisi sizsiniz Alya Hanım. Rahmetli en güzel günlerini sizleyken geçirdi. Onun yüzünü güldürmeyi bir tek siz başardınız. “dedi. Alya ihtiyar öldüğü için çok üzülmüştü. Para mal mülk hiçbirşey gözü görmüyordu. Ayşe nineyi  gömdüler. Alya Ayşe nineden kalan serveti sadece eğitime bağışladı. İhtiyacı olan öğrencileri okuttu. Ayşe ninenin adını taşıyan okullar yaptırdı. Yalıda ona hizmet edenleri de unutmadı, hepsine ev aldı. Onların üstüne bankaya ömür boyu yetecek kadar para yatırdı. Halası iyileşti. Hastalıktan kurtuldu. Tıp fakültesini derece alarak bitirdi. Halası ile yalıda mutlu bir şekilde yaşamaya devam ettiler.

 

Hayatlarındaki ışık huzmesi onlara mucizelerle yansıdı. Alya sevgi ve merhamet dolu kalbinin ekmeğini ömrü boyunca yedi. Halasına yaptığı iyilik sonucu Ayşe ninesinden yansıyan ışık huzmesini o da başkalarına yansıttı.

30 Ağustos Zafer Bayramı’mız kutlu olsun :)

 

 

Bugünün anlam ve önemini anlatmaya ne yazılar ne cümleler yeter.

Bugün ülkemizde 1926’dan beri kutlanmakta olan zafer bayramının 92. Yılını kutlamaktayız.

30 Ağustos’ta Türk ordusunun zaferiyle sonuçlanan Başkomutanlık Meydan Muharebesi, Kurtuluş Savaşı sırasında Türk ordusunun işgalci güçlere son ve kesin darbeyi vurmasını sağlamak ve yurdumuzdan atmak için düşünülüp planlanan gizli bir harekât idi. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin oturumunda kendisine dördüncü kez olmak üzere Başkomutanlık yetkisi verilen Mustafa Kemal Paşa taarruz kararını haziran ayında almış ve hazırlıkları gizli olarak yürütmüştü. Büyük Taarruz Ağustos’un 26’sını 27’sine bağlayan gece Afyon’da başlamış, Aslıhan civarında kuşatılan düşman birliklerinin Mustafa Kemal Paşa’nın bizzat idare ettiği Dumlupınar Meydan Muharebesi’nde imha edilmesi ile Türk ordusunun zaferiyle sonuçlanmıştı.

 

 Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün komutasında Büyük Taarruz 26 Ağustos 1922’de başladı ve  4 gün sürdü.
Mustafa Kemal Atatürk ve ordumuz üstün bir performans sergiledi. Bizlerin özgürlüğü için canlarını hiç düşünmeden feda ettiler. Neticede düşman  kuvvetleri dağıtıldı ve çoğu esir alındı. Ardından 9 Eylül’de İzmir’in de Yunan işgalinden kurtulmasıyla, Yurdumuz düşman işgalinden tamamen temizlenmiş oldu. 
Bağımsızlığımız ve özgürlüğümüz için canlarını feda eden aziz şehitlerimize ve
Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk ‘e minnet borçluyuz. O’ nu ve tüm şehitlerimizi saygı, ve rahmetle  anıyoruz.

 

[kaynak] (https://www.google.com.tr/amp/m.milliyet.com.tr/amp/30-agustos-zafer-bayrami-nedir–gundem-2303164/)

 

Mevlana’dan Selamlar 3. Bölüm

Herkese merhaba arkadaşlar.

Bugün mevlana’nın içini gezeceğiz sizlerle.

En son Mevlana’nın giriş kapısından içeri girecektik hepbirlikte. Şimdi gelin hepbirlikte sizler için çektiğim fotoğraflarla  içeri girip mevlana ziyaretimizi yapalım.

 

 

Her resmin altına Mevlana hazretlerinin sözlerini yazacağım, böylelikle onun özlü sözlerinin bir nebze de olsa hayatımızda yer almasını sağlamaya çalışacağım.

“gel ne olursan ol, yine gel”

Hz. Mevlana

 Mevlana müzesinin giriş rezminin altına Mevlana’nın bu güzel sözünü yazdım. Ne güzel bir sözdür bu söz. İnsan ayırtetmeksizin herkesi iyiliğe güzelliğe davet ediyor. Günahlarımızla sevaplarımızla bizi kabul ediyor.

Yine üstteki resimde girişin sağ ve sol tarafınllarını görüyorsunuz.

“Kusur bulmak için bakma birine, bulmak için bakarsan bulursun, kusuru örtmeyi marifet edin kendine. İşte o zaman kusursuz olursun.”

-Hz.Mevlana

 Ben de kusur bulmayı ve bulanları sevmem. Kusur varsa örtmeyi tercih ederim. Dalga geçmem kimsenin kusuru ile. Benim kusurum ile dalga geçilmesini de istemem. Kusursuz kimse yoktur. Tek kusursuz yüce Allah’tır.

Yine üstteki resimde girişin tavan süzlemesi ve avizesini görmektesiniz. Çok güzel bir mimari ve işçilikle yapılmış bir eser.

 

Binanın inşaatı sırasında  malzemelerinin içerisine hem yapı sağlam olsun, hemde karıncalar içeri girmesin diye  inşaat ustaları tarafından  yumurta akı katılmıştır. Böylelikle çok sağlam bir yapı elde edilmiştir.

 

Mevlana Celalettin Rumi’nin kendini bilmeye ve aşka dayanan felsefesi ile tüm dünyaya örnek olmaya etkilemeye halen devam ediyor.

Evet sevgili dostlar bugünlük de bu kadar bir dahaki bölümde görüşmek üzere sağlıcakla kalın.

Mevlana’dan Selamlar 2. Bölüm

Herkese merhaba arkadaşlar. 🤗

Mevlana ziyaretimin ikinci bölümünde Mevlana’nın içine girinceye kadar çektiğim resimleri paylaşarak devam ediyorum.

Bir önceki yazımda üçler mezarlığından bahsetmiştim. Şimdi yine hemen mevlana müzesinin yanıbaşındaki komşusu Selimiye camisinden bahsedeceğim.

Konya’nın tam ortasında bulunan bu eşsiz mimari padişah 2. Selim tarafından tarafından 1558 yılında yaptırılmaya başlanmış ve 9 yıl sonra bitirilmiştir.

Cami girişinde sağ taraftaki kapıda  “Camideki mümin sudaki balık gibidir, ondan zevk alır”, sol kapıda da“Camideki münafık kafeste bunalan kuş gibidir” yazıları bulunmaktadır.

Üstteki resimde Mevlana müzesine ilk girişteki güvenlik önlemlerinin alındığı kısmı görüyorsunuz.

Hemen girişte bulunan tanıtım yazısı.

Güvenliği geçtikten sonra geniş ferah bir alan.

Ve yan tarafta Mevlana.

İkinci girişin solunda evliyalara ait mezarlar var.

Melana’nın avlusu.

Avluda bulunan şadırvan.

Vee işte Mevlana’nın giriş kapısı.

Bugünlük bu kadar arkadaşlar. Mevlana’nın içini bir dahaki bölümlerde gezmek üzere sağlıcakla kalın.

Mevlana’dan Selamlar 1. Bölüm

Herkese merhaba arkadaşlar.

Bu bayram ailemi ve akrabalarımı ziyaret etmek amacıyla memleketim Konya’ ya geldiğimi az çok hepiniz biliyorsunuz. Ben de sizler için memleketimin en güzel yeri olan mevlana ile ilgili tanıtıcı bir seriye başlamak istedim ve köşebucak heryerin resmini çekip sizlerle paylaşmak istedim.

Şimdi gelin hepbirlikte Mevlana’yı gezmeye başlayalım.

İsterseniz Mevlana’nın hemen yanında bulunan komşusu üçler kabrini görmeden geçmeyelim. Rahmetli dedem burada yatıyor. “her nefis ölümü tadacaktır.”  Okumaya devam et Mevlana’dan Selamlar 1. Bölüm

Herkese İyi Bayramlar Dilerim 😃

Herkese merhaba Steemit topluluğu, hepinizin bayramınızı en içten dileklerimle kutlar; sağlık, mutluluk ve huzur dolu nice bayramlar dilerim.

 

Şuan gördüğünüz cennet timsali bahçeli terasta oturdum, yazıyorum.

Bu bayram, ölüm var, kalım var dedim ve Konya ‘ya ailemin yanına geldim. Nitekim de içime doğmuş geldiğim günün ertesi günü koca çınar dayım vefat etti. İçimden dedim ki, dayım beni cenazesine çağırmış. On gün komada kaldıktan sonra vefat etti. 78 yaşındaydı. Çok şakacı ve espriliydi. Hep güldürmeyi severdi. Youteber olsa izlenme rekorları kırardı kesin rahmetli. Ruhu şad olsun, mekanı cennet olsun inşallah.

 

Ailemi ve akrabalarımı çok özlemiştim. Sevdiklerimizi sağken ziyaret etmek, sevgimizi, değer gösterdiğimizi belli etmek çok önemli…

 

Bayramlar, düğünler ve cenazeler insanları bir araya getiren unsurlar. Bayramlarda büyüklerimizi ziyaret edip gönüllerini almak, hal hatır sormak, eve gelenlere ikram ve izzette bulunmak güzel adetlerimizdendir. Hele kurban bayramının havası bir başkadır. Sabah erkenden aile reisleri kurbanlarını eda edip, dağıtım yaparlar. Et girmeyen ev kalmaz.

 

Etlerinizi özellikle et alamaya gücü olmayanlara verirseniz sevabı daha büyük olur. Üçte ikisi muhakkak dağıtılmalı, gücü olanlar kurbanlarını kesmeli. Kurban kesmek insana bereket verir, kazalardan belalardan korur.

 

Annemin evine geldiğimde özlediğim en güzel şeylerden biri de annemin  herçeşit meyvesi bulunan cennet bahçeli terasıydı. Huzuru yakaladığım, gece yıldızları saydığım bu terastan bir kaç resim paylaşarak yazıma son veriyorum.

Not:steempress te resim boyutları  2 mb den büyük olunca ekletmiyor, bu yüzden resim boyutlarını küçültmek zorunda kalıyorum. Yoksa daha güzel resimler vardı. Bu kadar oldu.

Herkese Şeker Tadında Bayramlar Dilerim 🤗🤗

 

http://fs5.directupload.net/images/180614/3bft5gbn.png

 

<center>[<img src=”https://steemitimages.com/0x0/https://ipfs.busy.org/ipfs/QmYzfX5UT9bqp9yXvTEpag55FibtBTecPzySZp72W4jGGG“>](https://steemit.com/jumbot/@jumbot/jumbot-guencelleme-19-05-2018-delegasyon-ile-ueyelik)</center>

Sesimi Duyan Var mı !!!

Günlerden 17 ağustos 1999, saat 03:02, önce hafif bir uğultuyla gelen bir sesin ardından şiddetlenen uğultu ve tarifi olmayan bir sarsıntıyla uyandı o anı yaşayanlar…

[kaynak](https://youtu.be/9KkI8svunnA)

45 sn süren yaklaşık 7. 5 Mw şiddetindeki depremde, bilinen 18.373 ölüm, 23.781 yaralı oldu. 505 kişi sakat kaldı. Resmi olmayan bilgilere göre ise yaklaşık 50.000 ölüm,  100.000’e yakın da yaralanan oldu. Ayrıca 133.683 çöken bina ile yaklaşık 600.000 kişiyi evsiz kaldı.

Hepimizi derinden sarsan 17 ağustos depreminin bilonçosu çok ağır olmuştur.

 

Evet bilançosu bu kadar ağır olan bu deprem yüreklerimizden beynimizden hiç silinmedi. Marmara Bölgesinde olup da bu korkunç  depremi yaşamayanımız yoktur. Hep o ses kulaklarımızda yankılandı **”sesimi duyan var mı?”**günlerce gözyaşı döktük haberlerde izlediğimiz görüntülerle, bir de o anı yaşayanlara sormalı, bizler izlerken ağladık onlar yaşarken mahvoldular, yuvaları yokoldu, ocakları söndü, bebeler öksüz; analar, babalar evlatsız kaldılar, feryatlar figanlar koptu hepsinin yüreğinden, nasıl anlatılır ki bu acı, tarifi var mı? Allah bir daha kimseye yaşatmasın bu acıyı.


Deprem günü şiddetli sarsıntının merkezinde değildim ama yakınlarındaydım. Depremi merkezinde yaşayanlar kadar sarsıcı bir şekilde yaşamadım ama, orada yaşananlar ölenlerimizin acısı hepimizi derinden sarstı. Bugün bile izlediğim videolar beni derinden etkiledi. Eminim sizler de benimle aynı duyguları yaşadınız.


Aradan 19 sene geçmesine rağmen halen dün gibi hafızamda untmadım… O gece deprem anında uyumuyordum, eşimle bir tartışma yaşamıştım ve üzüntüden uyuyamıyordum. O da ben de uyanıktık, o salondaydı, ben yatakodasında, çocuklar odalarındaydı. Saat 03:02 iydi, bir uğultuyla geldi deprem, ömce yavaş bir sarsıntı, ardından yürekleri kaldıran şiddetli sarsıntı, hemen fırladık yataklardan, ikimiz de çocukların bulunduğu odaya koştuk ben birini o diğerini kucakladı, o zamanlar köyde kayınvalimde kalıyorduk. Ev ikş katlıydı, alt katlar dükkan tarzında, üst katlar daire şeklinde… İki katlı merdiveni kucağımzda çocuklarla koşar adım indik eşimle. Bizler depremi çok ağır yaşamadık ama korkusu yetmişti. Can tatlı derler ya gerçekten doğru… Elbet vereceğiz bu canı ama hayırlı bir şekilde verelim inşallah. Sonrasında eşimle neden tartıştığımızı bile unuttuk ölümlü dünyada.  Hemen haberleri açtık ve bu acı depremin çok ağır bir deprem olduğunu öğrendik. Merkez üstü Gölcük olan deprem bize yaklaşık 100 km uzaklıkta bir mesafedeydi ve biz ancak 5 şiddetinde hissetmişizdir. Buna rağmen günlerce evlerimize giremedik, çocuklarım küçüktü. Oğlum bir yaşında kızım ise iki yaşındaydı. Bebektiler daha… Aşağıda rutubetli, geceleri hamam böceklerinin cirit attığı dükkanda yattık günlerce, çocuklarım hasta oldular, ateşlendiler. Korkuyorduk giremiyorduk evlere.

Allahım depremi yerinde yaşayan o insancıklar nasıl dayandılar. Neler yaşadılar, bizler sadece izlediğimiz kadarını biliyoruz.:(

 

**Allah ölenlerimize rahmet eylesin.**

http://fs5.directupload.net/images/180614/3bft5gbn.png

<center>[<img src=”https://steemitimages.com/0x0/https://ipfs.busy.org/ipfs/QmYzfX5UT9bqp9yXvTEpag55FibtBTecPzySZp72W4jGGG“>](https://steemit.com/jumbot/@jumbot/jumbot-guencelleme-19-05-2018-delegasyon-ile-ueyelik)</center>